Beslenme - Gölhisar Altınyayla Süt Birlik

Beslenme

Beslenmede Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sindirimi kolay ve besin madde içeriği yüksek kaliteli kaba yemlerin yanı sıra, enerji protein ihtiyacını karşılayan dengeli rasyonlar tercih edilmelidir

Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, sıcaklıktan kaynaklanan stres sonucu ineklerin yem tüketimi yaklaşık yüzde 35 azalmakta, buna bağlı olarak da, süt verimi yüzde 25’e yakın oranda düşmektedir. Bazı yemler ve besin maddeleri, vücutta daha fazla ısı yüklenmesine neden olur. Bu nedenle, sıcak yaz aylarında rasyon değişikliği yapılmalı, sığırın tüm ihtiyaçlarını karşılayacak yemler verilmelidir. Sindirimi kolay ve besin madde içeriği yüksek kaliteli kaba yemlerin yanı sıra, enerji protein ihtiyacını karşılayan dengeli rasyonlar tercih edilmelidir.

Bu amaçla rasyonda kesif yem oranının artırılması, karma yemde tahıl oranının yükseltilmesi, rasyonda yağ kullanılması ilk akla gelen uygulamalardır. Yağ vücutta en düşük ısı yükselmesine neden olan enerji kaynağıdır.  Rasyonda kesif yem oranının artırılması ve hayvanların yem tüketirken sıcak mevsimlerde kesif yemleri tercih etmesi asidoz riskini artırarak, süt yağının ciddi boyutlarda düşmesine neden olabilir. Rasyondaki toplam ham yağ miktarı yüzde 6’yı geçmemelidir.

Süt sığırları sıcak yaz aylarında terleme yoluyla ciddi miktarda sodyum ve potasyum kaybetmektedirler. Bu nedenle rasyonun kuru maddesinde potasyum yüzdesi 1 buçuk ve sodyum oranı ise yüzde 0,5 – 0,6, magnezyum oranının ise yüzde 3 düzeyinde olması önerilmektedir. Ayrıca rasyona vita­min A, D ve E katılması da yararlı olacaktır.

Sıcak Koşullarda Yem Tüketimindeki Düşüşle Baş Etmek İçin,

  • Sık yemleme,
  • Taze yem kullanma,
  • Yemliklerin bozulmuş kokuşmuş yemlerden temizlenmesi,
  • Yemliklerin bulunduğu alanda serinletme sistemlerinin kurulması (gölgelik, duş, sisleme, fan gibi),
  • Hayvanların uzun süreli yürütülmemesi (meraya çıkarma),
  • Isı artış değeri düşük olan kesif yemler ve yağ kullanımı,
  • Hayvanların yemlenme tercihlerindeki değişim TMR kullanımında dikkate alınmalıdır. (TMR, yemlenme davranımında değişim – kesif yem ağırlıklı yemlenme)
  • Yemlemenin günün serin saatlerinde yapılmasına özen gösterilmelidir.

Özellikle, yemlemenin sabah 4 – 6 saatleri ile akşam 9 – 11 saatleri arası yapılması, yaz aylarında azalan yem tüketimi dolayısıyla düşük süt verimi ile müc­adelede başarı sağlayacaktır. Ancak, gündüz saatlerinde de önlerinde bir miktar yem bulundurulmaya dikkat edilmelidir.

Beslenmenin Döl Verimine Etkisi

İki doğum arasında geçen süre ortalama 13 – 14 ay olmalıdır

İneklerde döl verimi problemlerinin oluşmasında hijyen, doğum ile ilgili uygulama hataları ve diğer sağlık problemlerinin yanı sıra, beslemenin de çok önemli rolü bulunmaktadır. Büyüme döneminde genç dişi sığırlar, yağlanmadan istenen tohumlama yaşına getirilmelidir. Sağmal ineklerin doğuma hazırlık için kuruya zamanında çıkarılması ayrıca sağmal dönemler dikkate alınarak beslenmeleri gerekir. Rasyonun hazırlanmasında, hayvanların kuru madde tüketimleri doğru tespit edilmeli; protein, enerji, vitamin ve mineraller bakımından ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde besleme yapılmalıdır.

İşletmede, günlük rasyonların takip edilmesi en akılcı yoldur. Yüksek süt verimli ineklerde laktasyon başlangıcında enerji açığının karşılanmasında kuru dönem önemlidir. Bu dönemde ineklerin istenen kondisyonda olması gerekir. Buna göre; bir düvenin ilk tohumlama yaşı 15 – 16 ay, canlı ağırlığı ise 350 – 375 kilogram olmalıdır.

Rasyonda kaliteli ve yeterli derecede kaba yem bulundurulmalı, karma yemin vitamin ve mineral bakımından yeterli olmasına dikkat edilmeli, protein değeri yüksek yemlerle aşırı besleme yapmanın, döl verimini olumsuz etkilediği unutulmamalıdır.

İneklerde, iki doğum arasında geçen süre ortalama 13 – 14 ay olmalıdır. Döl verimi sorunları nedeni ile gebe kalma tarihi geciktikçe sürünün büyük bir kısmı ekonomik olmaktan çıkacaktır. Yılda bir yavru alabilmek için beslemenin yanında; kızgınlık takibi, zamanında tohumlamanın yaptırılması ve kullanılacak tohumun seçimi de çok önemlidir. Besleme ve diğer şartlara dikkat edilmezse, süt sığırcılığını kârlı kılan yılda bir buzağı elde edilemediği gibi yapılacak diğer masraflar ve düşük süt verimi işletmelerin geleceğini olumsuz yönde etkileyecektir.

İneklerin kızgınlık göstermemelerinin beslenmeyle ilgili en önemli nedeni enerji eksikliğidir. Bunun için kuru dönemin son 20 gününden itibaren özel bir besleme programı uygulanmalıdır. Kuru dönem yemi bırakılıp, yüksek enerjili süt yemine geçilmeli, inek başına günlük; 6 ila 8 kilogram mısır silajı, 4 – 5 kilogram süt yemi, 2 – 3 kilogram saman ve 1 buçuk kilogram yonca verilmeye başlanmalıdır.

Doğumdan sonrada yüksek enerjili ve en az yüzde 21 proteinli süt yemini arttırarak devam edilmelidir. Enerji içeriğinden dolayı taneli mısır silajı ve proteince zengin olması nedeniyle yonca verilmelidir. Çok aşırı saman kullanılmamalıdır.  Yüksek enerjili süt yemi kullanmak istemiyor ya da bulamıyorsanız, en az yüzde 21 proteinli süt yeminin yüzde 25 oranında tahıl kırmaları ile desteklenmesi yararlı olacaktır.

Doğumu Yaklaşan İnekler

Değerli Yetiştiriciler,

İneğinizin doğumuna yakın bir zamanda, “Geçiş Dönemi” yemlemesine başlamalısınız. Bu dönemde, öncelikle ineği, doğumdan sonra vereceğiniz yeme alıştırmalısınız. Bol ve kaliteli kaba yem verilmekle birlikte, yonca ve silajdan kaçınmanız gerekir. Kuru çayır otu veya diğer kuru otları tercih etmelisiniz.

Kuru dönemde, ineğinizi şişmanlatmamaya gereken özeni göstermelisiniz. Çünkü şişman bir ineğin doğuma hazırlanması, başta güç doğum olmak üzere, birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Ayrıca; doğum sonrası karaciğer yağlanması, ketozis, eşin atılamaması gibi problemlerle karşılaşılması ihtimali oldukça yüksektir. Yine bu dönemde gerekli aşılar yapılmalı, parazit mücadeleleri ihmal edilmemelidir.

Doğumu yakınlaşan ineği, diğer ineklerden ayrı, temiz, kuru, ışıklandırılmış, suya ulaşımı kolay ve geniş bir bölmeye almalısınız. Doğuma bir hafta kala veya doğumdan 2 – 8 gün önce yüksek dozda D3 vitamini enjekte etmelisiniz. Böylece; doğum sonrası olabilecek gizli ve klinik hipokalsemileri önlemiş olursunuz.

Doğum bölmesinin geniş olması, ineğin bu bölmede serbest olarak bırakılması, kolay doğum yönünden çok yararlı olacaktır. İneklere ıkınmaları, sancılanmaları için yer ve zaman verdiğinizde, doğum daha kolay ve kendiliğinden gerçekleşebilecektir. Gereksiz ve erken müdahalelerden kaçınmalısınız. Yapmış olduğunuz gözlem sonucu müdahalenin gerekli olduğuna karar verdiğinizde; temiz ellerle, temiz malzemeyle, eldiven kullanarak müdahale etmeniz gerektiğini aklınızdan çıkarmamalısınız.

 Doğum Öncesi Aşılar

Programa uygun şekilde anneyi kuru dönemde aşıladığınız takdirde, doğan yavrunun septisemi ve ishalden ölmemesini önemli ölçüde sağlamış olacaksınız. Kuru dönemde anneye yapılacak aşılar sayesinde ağız sütüyle yavruya koruyucu maddeler aktarılacağını da unutmamalısınız. Buzağı doğar doğmaz göbek kordonunu dezenfekte etmeli ayrıca soluk almasına yardımcı olmalısınız. Hemen bir antiserum uygulamak suretiyle, buzağıyı korumaya almış olursunuz. Ağız sütünün içirilmesine dikkat etmelisiniz.

Buzağınızın ağız sütü alıp almadığından emin olmanızın en etkili yolu biberonla içirmektir. Buzağıyı annesinden ayırarak, kuru, temiz bir yere alarak, ağız sütünü içmesini sağlamalısınız. Eğer içmiyorsa sabırlı olun. Gerekli olursa sonda ile midesine verin. Her ne şekilde olursa olsun ağız sütünü almasına dikkat edin. İlk 2 saat içinde en az 2 litre içirdiğiniz ağız sütünü ilk 12 saat içerisinde en az 6 litreye tamamlayın. Anneden buzağıya ağız sütü dışında koruyucu madde aktarmanın başka bir yolu yoktur. Buzağı bakımında temiz ve kuru barınak konusunda gereken özeni göstermelisiniz.

Yemlerde Küflenme

Yemlerde bozulma ve küflenme, genellikle zehirli maddelerin oluşmasına sebep olmaktadır. Aflatoksin bu gibi zehirli maddelerin içerisinde önemli bir mikotoksindir. Küf ve mantarlardan kaynaklanan ve mikotoksin diye adlandırılan zehirli maddeler; silajlarda ve pancar posası gibi kaba yemlerde, başta mısır olmak üzere arpa, yulaf ve buğday, gibi tane yemlerde oluşabilir. İnekler bu toksinleri yedikleri küflü madde içerikli yemlerden alırlar. Hayvanlar, vücutlarındaki Aflatoksin maddesini özellikle sütle dışarı attıklarından, bu sütü tüketen insanlar zarar görebilir.

Belirtiler

Mikotoksinler, iştahsızlık, süt veriminde azalma, gelişme geriliği, tüylerde bozulma, ishal, döl tutmama, anormal kızgınlık döngüleri, embriyonik ölümler ve yavru atma görülür. Ayrıca; gebe ineklerin kızgınlık benzeri belirtiler göstermesi, karaciğer yağlanması, eşin atılamaması, metritis, ketosis, abomazum deplasmanı, mastitis, ve tedavilere yanıt vermeyen vakaların ortaya çıkmasına da neden olur.

Zararları

Hayvanlarda klinik belirtilerin ortaya çıkması, mikotoksinin alınma süresi, sıklığı ve miktarına bağlı olarak gelişir. Daha erken, daha geç, daha şiddetli veya orta şiddette hastalık belirtilerine sebep olabilirler. Hayvanlarda topallığa, böbrek, karaciğer ve solunum sistemi bozukluklarına yol açar.

Etkileri

Küf ve mantarların hızlı üremesi sonucu yemlerde ısınma dolayısıyla enerji değerinde ve A, D, E, K vitaminlerinde azalma söz konusu olur. Kandaki A vitamini seviyesinin düşmesine bağlı olarak kör veya ölü buzağı doğumları ile karşılaşılır.

Mikotoksinler sıcak ve nemli ortamlarda artar. Buna bağlı olarak, işkembedeki yararlı, sindirimi sağlayan mikroorganizmalara da zarar verir. Gebe, genç ve büyümekte olan hayvanlar erginlere oranla daha çok etkilenir. En büyük ve en öncelikli zarar ise karaciğerde görülür. Bağışıklık ve hormonal mekanizmaları karaciğer bozulmasıyla birlikte kötü yönde etkilenmiş olur.

Küf üremesi; silaj veya diğer yem hammaddelerinin hasadından önce, hasat esnasında, depolanma, nakliye, karıştırılma ve hayvanlara verilmesi esnasında gerçekleşebilir.

Korunma:

Silaj yaparken silaj çukurlarını hızla doldurulması, uygun kapatılması, oksijensiz ortamın en kısa sürede sağlanması başlıca önlemdir. Silajın açıldıktan sonraki muamelesine özellikle dikkat edilmelidir. Silaj dikine, düz şekilde kesilmeli ve üstü tekrar örtülmelidir. Tane yemlerin küflenmesi ise ancak kurutulmaları ile önlenebilir.

Küflerin gözle görülmesi halinde, hayvanlara verilmemesi gerekir. Fakat gözle görülmeyen üremeler, gözden kaçan durumlar her zaman söz konusudur.

Toksinlerden kaynaklanan zararların önüne geçmek için toksin bağlayıcıların kullanılması gereklidir. Toksinlerin vücuttan sığırlara zarar vermeden atılmalarına yardımcı olan, toksinleri emen, kendine bağlayan yem katkıları bulunmaktadır. Bu katkıların yemlere konulması ile mikotoksinlerin olduğu gibi diğer zararlı toksik maddelerin verebileceği olası hasarlar da önlenmiş olur. İneklerin Aflatoksine maruz kalmaları sonucu azalan A, D, E, K vitaminlerini karşılamak amacıyla vitamin ve toksin bağlayıcıların bir arada bulunduğu kombine yem katkıları da verilmesi yararlı olacaktır.

Hayvanlara zarar veren küf toksinleri özellikle sütle insanlara geçebilir. Örneğin; aflatoksin M1 olarak bilenen küf toksininin insanlara sütle geçmesi sonucu kansere sebep olabileceği bildirilmektedir. Çiftlik hayvanlarının küf toksinlerine karşı korunmaları büyük ekonomik zararların yanı sıra insan sağlığına gelebilecek zararları da önleyecektir.

Ürenin Döl Verimine Etkisi

ÜRENİN DÖL VERİMİNE ETKİSİ

Süt ineği yetiştiriciliği yapılan işletmelerde büyük bir sorun haline gelen döl verimi sadece ülkemizde değil dünyada da problem haline gelmiştir. Döl verimi sorunları nedeniyle birçok inek ekonomik kayıplara yol açmış ve sürü dışı edilmiştir. Döl verimi kayıplarını birçok nedeni olmakla birlikte besleme bağlı bozukluklar daha fazla önem taşır. Genetik ilerleme ve yüksek verimli sürülerin artmasıyla beraber döl verim sorunları da artmıştır. Beslemede yaptığımız hatalarda bu sorunların habercisidir.

Son yıllarda araştırmacıların üzerinde durduğu konuda sütteki üre nitrojen konsantrasyonun(MUN) ve kandaki üre nitrojen konsantrasyonun seviyesinin(BUN) artmasına bağlı döl verim kayıplarıdır. Üre sütte, kanda ve vücut sıvılarında belli miktarda bulunur. Standartın üstüne çıkmasıyla erken embriyonik ölümler, döl tutma problemleri gözükür. Üre protein metobolizmasının  son ürünüdür. Vücuda alınan proteinin çoğunluğu rumen de sindirilir. Proteinlerinlerin sindirilmesi ile ortaya amonyak gazı çıkar. Amonyak rumende bulunan mikroorganizmalarca emilir. Ham Protein oranı yüksek yemler yedirildiği takdirde amonyak oranı artacağından mikroorganizmalar fazla gelen amonyağı absorbe edemeyeceklerdir. Fazla olan amonyak rumen duvarından emilir ve dolaşım sistemi ile karaciğerde üreye çevirir. Ürede idrarla ve sütle birlikte vücuttan atılır. Böylelikle kanda ve vücut sıvılarında üre miktarı artar. Uterusta da asit-baz değeri düşeceğinden erken embriyonik ölümler gözükür.

Üre nitrojen seviyesinin kızgınlık gösteren inekte döl tutma olasılığı üzerinde de etkisi vardır. Aşım yapılmadan ölçülen üre nitrojen seviyesinin standart olduğu ineklerde döl tutma oranının, yüksek olan ineklere oranla daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Özellikle yaz ve ilkbahar mevmisinde BUN ve MUN kış aylarına göre daha yüksektir. Bunun sebebi merada otlatılmasından kaynaklanan taze yemlerin HP oranının yüksek olmasındandır. Rasyona dahil edeceğimiz HP kuru madde bazında %17 geçmemelidir. Yapılan MUN ölçümlerinde standart değer 12-16mg/dl olmalıdır.

Sonuç olarak rasyon döl veriminde büyük önem taşıyacağından dengeli bir rasyon hazırlanmalı ve MUN değeri sahada ölçümü daha kolay olacağından sütteki üre nitrojen konsantrasyonunun ölçülmesi buna göre önlem alınmasını tavsiye ediyoruz.